Bir markanın sesi bazen fazla temiz çıkar. Fazla düzgün. Fazla planlı. İşte tam o noktada ugc ajansı devreye girer ve masaya biraz dağınıklık bırakır. Bu dağınıklık kötücül değildir. Aksine hayat gibidir. İnsanlar ürünle ilk temasını anlatırken duraksar, kelimeyi yutar, bazen de konuyu dağıtır. Ama izleyen kişi orada kendini görür. “Ben de böyle konuşurum” der. Ajansın yaptığı şey bu konuşmaları saklamak değil, görünür kılmaktır. Sansürlemez. Parlatmaz. Olduğu gibi bırakır. Çünkü güven tam da orada filizlenir.
UGC işi kontrol delilerine göre değildir. Her kelimenin onaydan geçtiği, her saniyenin hesaplandığı ekipler burada bocalar. Çünkü kullanıcı içerik üretirken sohbet eder gibi davranır. Metin yazmaz. Senaryo kurmaz. Ajans bunu bilir ve markaya da öğretir. Öğretmek derken ders verir gibi değil. Daha çok “bir dene, bak ne oluyor” tavrıyla. İlk başta ürkütücü gelir. Sonra rakamlar konuşmaya başlar. İzlenme süresi uzar. Yorumlar çoğalır. İnsanlar soru sorar. Bu sorular satış sayfasında yazmaz. Gerçek meraktan doğar.
Bir de işin zaman meselesi vardır. Gündem hızla akar. Dün komik olan bugün bayat kalır. UGC ajansı beklemez. İçerik hazırsa paylaşır. Çünkü içerik sıcak olmalıdır. Soğuyan çorbayı kimse içmez. Haftalarca planlanan kampanyalar bu yüzden bazen boşa düşer. Kullanıcı videosu ise anlıktır. O anki ruh hâlini taşır. Ajans bu ruhu yakalamaya çalışır. Takvimden çok sezgiyle ilerler.
Kalite kavramı da burada başka bir anlam kazanır. Işık patlamış olabilir. Ses azıcık boğuk gelebilir. Kadraj yamuksa kimse ölmez. Hatta bazen daha iyi olur. Çünkü fazla düzgün görüntü reklam hissi verir. İnsanlar reklama mesafelidir. Ama gerçek bir deneyime kulak kabartır. Ajans bu farkı bilir. O yüzden “daha net çekelim” yerine “bırak böyle kalsın” demeyi seçer. Bu cesaret ister. Ama karşılığını verir.
UGC ajansıyla çalışan markalar zamanla şunu fark eder: Her yoruma cevap vermek gerekmez. Her eleştiriyi silmek de şart değildir. Bazen eleştiri içeriği taşır. Bazen sessizlik daha çok şey anlatır. Ajans bu dengeyi kurar. Panik yapmaz. Kriz kelimesini ağzına almaz. Çünkü her olumsuz yorum kriz değildir. Bazıları sadece gündelik homurdanmadır. İnsanlar dert yanmayı sever.
Bu ajansların mutfağında mizah eksik olmaz. Çünkü kullanıcı dili ciddi değildir. Araya espri sıkıştırır. Kendiyle dalga geçer. Ürünle dalga geçer. Ajans bunu törpülemez. Aksine destekler. Küçük bir şaka, uzun bir açıklamadan daha çok iş görür. “Bu ürünle sabahları kendime geliyorum” demek yerine “kahvesiz ben buyum” demek daha çok güldürür. Daha çok paylaşılır.
UGC ajansı aslında pazarlamayı masa başından kaldırıp sokağa indirir. İnsanların konuştuğu yere taşır. Büyük vaatler vermez. Küçük anları büyütür. Birinin dürüst bir cümlesi, sayfalarca metinden daha etkilidir. Bu yüzden bu model kalıcıdır. Çünkü insan sesi eskimez. Değişir, şekil alır ama kaybolmaz. Ve markalar bunu fark ettiğinde işin rengi tamamen değişir.











